Tarih 2 dk okuma

Osmanlı Tıbbında Mûsikî ile Tedavi ve Makamların Sırrı

Yazı boyutu
Bugün modern tıp, müziğin insan beyni üzerindeki nörolojik ve psikolojik etkilerini klinik araştırmalarla yeni yeni keşfetmeye çalışırken, Osmanlı hekimleri asırlar önce mûsikîyi hastanelerin baş köşesine yerleştirmişti bile. Onlar için müzik, sadece ruhu dinlendiren bir eğlence aracı değil, aynı zamanda beden ve ruh dengesini yeniden kurmaya yarayan bilimsel bir tedavi metodu olarak görülüyordu. "İnsan küçük bir evrendir" felsefesinden yola çıkan Osmanlı hekimleri, evrendeki her hareketin bir sesi olduğu gibi, insan bedenindeki her organın ve ruh halinin de bir mûsikî tınısıyla akort edilebileceğine inanıyorlardı.

Osmanlı tıp dünyasının devleri İbn-i Sina ve Farabi gibi dehaların mirasını devralan hekimler, müzik tedavisini asla rastgele değil, çok sıkı bilimsel kurallara göre uyguluyorlardı. Tedavideki en önemli unsur "makamlar" ve bu makamların insan fizyolojisi üzerindeki derin etkileriydi. Hekimler ve mûsikîşinaslar el ele vererek, hastanın mizacına, hastalığının türüne ve hatta günün saatine göre çalınacak makamları titizlikle belirlerlerdi. Örneğin, sabahın erken saatlerinde dinletilen Rast makamı, kemik ve kas ağrılarına iyi gelirken aynı zamanda neşe hissi uyandırır; öğle sıcağında çalınan Hicaz makamı idrar yolları rahatsızlıklarına şifa olur; ikindi vakti icra edilen Uşşak makamı ise kalbi dinlendirir ve uykusuzluğu giderirdi. Gece vakti dinletilen Zengüle veya Buselik makamları ise zihni sakinleştirerek hastaları huzurlu bir uykuya hazırlardı.

Bu mucizevi tedavi sisteminin dünyadaki en somut ve muazzam örneği, Edirne’de bulunan Sultan II. Bayezid Külliyesi Darüşşifası’ydı. Burası, akustiği özel olarak tasarlanmış kubbeli odaları ve ortasında su fışkıran şadırvanıyla adeta bir şifa tapınağıydı. Haftanın belirli günlerinde darüşşifaya gelen on kişilik bir musiki heyeti, ney, ud, kanun, santur ve neyzenlerin nefesleriyle hastalara özel konserler verirdi. Enstrümanların tınıları, darüşşifanın merkezindeki fıskiyelerden dökülen suyun ritmik şırıltısıyla birleşir ve ortaya insanı adeta dünyevi dertlerden arındıran kozmik bir terapi seansı çıkardı. Avrupalı seyyahlar, Osmanlı topraklarında akıl hastalarının zincirlenmek yerine müzikle, su sesiyle ve çiçek kokularıyla tedavi edildiğini gördüklerinde şaşkınlıklarını gizleyemez, bu insancıl sistemi güncelerine hayranlıkla kaydederlerdi.

Osmanlı hekimlerinin uyguladığı mûsikî ile tedavi, insanı sadece et ve kemikten ibaret görmeyen, ruhu incitmeden bedeni iyileştirmeyi amaçlayan o zarif tıp ahlakının en güzel göstergesidir. Hanende ve sazendelerin parmaklarından dökülen nağmelerle şifa bulan ruhlar, bize Osmanlı tıp dehasının sadece reçetelerde değil, sanatta ve estetikte de ne kadar ileri gittiğini fısıldamaktadır.

Yazar

Niyazi Çiftçi

Çağ Dergisinin genel yayın yönetmenliğini yürütmekteyim.

İlgi alanları: Tarih, Spor, Kültür, Sanat

Profili Gör

Çağ Dergi · Okur Etkileşimi

Okur Mührü

Beğendiğin ve değerli bulduğun bu yazıyı desteklemek için okur mührünü bırak.

Bu yazıyı 1 okur mühürledi.

Keşfet

Okuyabileceğiniz Diğer Yazılar

Müzik

Duman - Bal Hikayesi

Bu yazımda, Duman grubunun bir dönem çokça konuşulmuş ve unutulmamış "Bal" şarkısının arkasındaki trajik hikayesini kaleme aldım. Kaan Tangöze'nin, büyük bir aşkla bağlı olduğu Ahu Paşakay'ın kaybıyla yaşadığı yıkımı ve bu şarkıyı sahnede yıllar sonra yalnızca bir kez, kollarını gökyüzüne açarak söyleyişini anlattım. Ayrıca eserin "Delibal" filmiyle popüler kültüre nasıl yeniden dahil olduğunu inceleyerek, yarım kalmış bir aşkın ve sessiz bir vedanın gölgesini okura hissettirmek istedim.

Editörün Önerdikleri

Okurların İlgisini Çeken Yazılar

Söyleşiler

Zamanı Aşan Ülkü: 21. Yüzyılda Turancılığı ve Kimlik Şuurunu Konuşmak

Kayseri Tomarza'dan Selçuklu payitahtı Konya’ya uzanan fikir yolculuğunda köklü bir kimlik şuurunu barındıran Konya Turancı Dernekler Başkanı Mehmet Buğra Soylu ile Türk dünyasının dünü, bugünü ve geleceği üzerine ufuk açıcı bir söyleşi gerçekleştirdik. Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vizyonundan ilham alan entelektüel kırılma noktalarını, romantik bir idealin ötesinde rasyonel bir "dilde, fikirde, işte birlik" tasavvurunu ve küreselleşmenin tek tipleştirici baskısına karşı yürütülen kültürel mücadeleyi konuştuğumuz bu hasbihal, okurlara rehber niteliğinde köklü bir tarih ve kimlik şuuru sunuyor.

Söyleşiler

Zihindeki Engelleri Kaldırmak: Başarının Engelsiz Hali

Serebral Palsi ile geçen bir ömür, fizyoterapist koltuğunda çekilen acılar ve o acılardan doğan demirden bir irade... 27 yaşındaki Said Abdülkerim, sadece ağırlıkları değil, zihinlerdeki "yapamaz, korunmalı" denilen o kalın duvarları da yerle bir ediyor. "Engelsiz Fitness" vizyonuyla Türkiye’deki spor salonlarının altyapı eksikliklerine ve ön yargılara meydan okuyan Abdülkerim; bağımsızlığın, disiplinin ve gerçek motivasyonun anatomisini Çağ dergisine anlatıyor. Aşırı korumacı ailelerden sosyal medyanın olumsuz seslerine kadar her şeye kendi özgün tarzıyla meydan okuyan bu samimi ve sert röportaj, içinizdeki sınırları yeniden sorgulatacak. Çünkü onun da dediği gibi: "Hedef varsa engel yok!"

Kitap İncelemeleri

Franz Kafka: Aforizmalar

Bu yazımda, Franz Kafka'nın klasik bir olay örgüsünden ziyade insanın trajik yalnızlığını anlattığı "Aforizmalar" eserini inceledim. Yazarın Tanrı ve evrenle olan sorunlu ilişkisini ele alarak okuru gözlemci olmaktan çıkarıp "Kafkaesk" dünyaya dahil etmek istedim.

Yorumlar

Henüz yorum yok.
Bu yazıda bir hata mı buldunuz? Editöre bildirin

Tespit ettiğiniz yazım, bilgi veya kaynak hatasını gerekçesiyle yazın. Bildiriminiz doğrudan editör paneline iletilir.