Edebiyat 3 dk okuma

Gazze & Kudüs: Zulmün Sessiz Direnişi

Bu yazı; Gazze ve Kudüs ekseninde insanın yaşam mücadelesini, umudunu ve onurunu koruma çabasını ele almaktadır. Hanzala, zeytin ağacı ve karpuz dilimi gibi Filistin'le özdeşleşen semboller üzerinden hafıza, kimlik, direnç ve barış özlemi anlatılırken; Nuri Pakdil'in düşünce dünyasından alıntılarla vicdan, adalet ve insanlık ortak paydasına dikkat çekilmektedir. Yazı, çatışmaların ötesinde insan onurunu, yaşam hakkını ve kalıcı barış arayışını merkeze alan edebî bir denemedir.

Yazı boyutu
Bazı mücadeleler kazanmak için değil, insan kalabilmek için verilir. Gazze'nin sokaklarında yankılanan sessizlik de böyledir. Yıkılan evlerin, eksilen sofraların ve yarım kalan çocuklukların arasında hâlâ hayata tutunmaya çalışan insanlar, dünyanın vicdanına sessiz ama güçlü bir soru yöneltmektedir: Bir insan, umudunu kaybetmeden ne kadar direnebilir?

Hayat, bazen yalnızca nefes almak değildir; onuru koruyarak yaşayabilmektir. En zor şartlarda bile bir lokma ekmeği paylaşabilmek, çocuğuna gülümseyebilmek ve yarınlara inanabilmek, insan ruhunun en güçlü direnişidir.

Bu direnişin en güçlü sembollerinden biri, Filistinli karikatürist Naci el-Ali'nin yarattığı Hanzala'dır. Sırtı dünyaya dönük, ellerini arkasında bağlamış o on yaşındaki çocuk, yalnızca bir çizim değildir. O, yerinden edilen çocukluğun, duyulmayan çığlıkların ve adalet gerçekleşene kadar büyümemeye yemin etmiş bir vicdanın simgesidir. Hanzala bize, bazen en güçlü sözün sessizlik olduğunu öğretir.

Nuri Pakdil'in hafızalara kazınan şu cümlesi, Kudüs'ün onun dünyasındaki yerini anlatmaya yeter:

"Yüreğimin yarısı Mekke'dir, geri kalanı da Medine'dir. Üstünde bir tül gibi Kudüs vardır."

Bu söz, bir coğrafyadan çok daha fazlasını ifade eder. Kudüs; hafızadır, emanettir, insanlığın ortak mirasıdır.

Gazze'nin toprağında kök salan zeytin ağaçları, yalnızca meyve veren ağaçlar değildir. Kimi yüzlerce yıllık olan bu ağaçlar; sabrın, kök salmanın ve toprağa bağlılığın sembolüdür. Dalları kırılabilir, gövdeleri yara alabilir; ama kökleri yaşadığı sürece yeniden filiz verir. Tıpkı bütün yıkımlara rağmen yeniden ayağa kalkmaya çalışan insanlar gibi...

Ve bir de karpuz dilimi vardır...

Kırmızısı, yeşili, siyah çekirdekleri ve beyaz kabuğuyla Filistin bayrağının renklerini taşıyan karpuz, zaman içinde bir meyveden öte anlam kazanmıştır. Yasakların gölgesinde bazen bir karpuz dilimi, bir bayrağın söyleyemediğini anlatmıştır. Sanatın, hafızanın ve kültürel kimliğin sessiz dili olmuştur. Bu yüzden bir karpuz dilimine bakanlar, yalnızca yaz mevsimini değil; kimliğini korumaya çalışan bir halkın hafızasını da görür.

Nuri Pakdil'in dizeleri bugün de anlamını koruyor:

"Kutsal inadı olanlar gerekli / Bir kalbi daha olanlar gerekli."

Belki de insanlığın bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey budur: Haksızlığa alışmayan bir vicdan, merhameti kaybetmeyen bir yürek ve adaletten vazgeçmeyen bir irade.

Çünkü mücadele yalnızca savaş meydanlarında verilmez. Bir annenin çocuğunu yaşatmaya çalışması, bir öğretmenin yıkılmış okulun enkazı yanında ders anlatması, bir doktorun imkânsızlıklar içinde yaraları sarması ve bir fotoğrafçının gerçeği dünyaya göstermesi de direniştir.

Pakdil'in şu sözü ise bu mücadelenin düşünceyle başladığını hatırlatır:

"Düşünmüyorlarsa direnmeleri bir yerde durur."

Gazze'nin enkazları arasında dolaşan Hanzala, köklerinden vazgeçmeyen zeytin ağaçları ve bir karpuz diliminin taşıdığı sessiz anlam, aslında aynı hikâyeyi anlatır: Kimlik, hafıza ve umut...

Gerçek direniş; öfkeyi büyütmek değil, insan onurunu korumaktır. Gerçek mücadele; yıkımın ortasında bile bir çocuğun geleceğine inanabilmektir. Gerçek zafer ise bir gün silahların sustuğu, çocukların yeniden oyun oynadığı, zeytin dallarının yalnızca barışı simgelediği ve Hanzala'nın dünyaya yüzünü dönebileceği bir geleceği kurabilmektir.

Gazze ve Kudüs, yalnızca haritalarda işaretlenmiş iki yer değildir. Onlar, insanlığın vicdanında açılmış iki derin yaradır. O yaraların iyileşmesi; adaletin, hukukun, merhametin ve barışın birlikte yeşermesiyle mümkün olacaktır.

Belki o gün geldiğinde, Hanzala arkasını dönecek, zeytin ağaçları yalnızca bereketi anlatacak ve bir karpuz dilimi yalnızca yazın serinliğini hatırlatacaktır. İşte o zaman, sessiz direniş yerini hak edilmiş bir barışın sesine bırakacaktır.

Yazar

Mehmet Akif Demirbaş

Fotoğrafçı, karavancı, kampçı ve kendince yazılar yazan biriyim. Yeni rotalar keşfetmeyi, doğayla iç içe vakit geçirmeyi ve objektifimle hikâyeler anlatmayı seviyorum. Her yolculuğun anlatılmaya değer bir hikâyesi olduğuna inanıyor, gördüklerimi hem fotoğraflarımla hem de kalemimle paylaşmaktan keyif alıyorum.

İlgi alanları: FOTOĞRAF SANATI, KARAVAN YAŞAMI, KAMP VE DOĞA, SEYAHAT, KÜLTÜREL KEŞİFLER, DİJİTAL MEDYA, İÇERİK ÜRETİMİ, TEKNOLOJİ VE EDEBİYAT

Profili Gör

Çağ Dergi · Okur Etkileşimi

Okur Mührü

Beğendiğin ve değerli bulduğun bu yazıyı desteklemek için okur mührünü bırak.

Bu yazıyı 3 okur mühürledi.

Keşfet

Okuyabileceğiniz Diğer Yazılar

Kitap İncelemeleri

Franz Kafka: Aforizmalar

Bu yazımda, Franz Kafka'nın klasik bir olay örgüsünden ziyade insanın trajik yalnızlığını anlattığı "Aforizmalar" eserini inceledim. Yazarın Tanrı ve evrenle olan sorunlu ilişkisini ele alarak okuru gözlemci olmaktan çıkarıp "Kafkaesk" dünyaya dahil etmek istedim.

Editörün Önerdikleri

Okurların İlgisini Çeken Yazılar

Söyleşiler

Zamanı Aşan Ülkü: 21. Yüzyılda Turancılığı ve Kimlik Şuurunu Konuşmak

Kayseri Tomarza'dan Selçuklu payitahtı Konya’ya uzanan fikir yolculuğunda köklü bir kimlik şuurunu barındıran Konya Turancı Dernekler Başkanı Mehmet Buğra Soylu ile Türk dünyasının dünü, bugünü ve geleceği üzerine ufuk açıcı bir söyleşi gerçekleştirdik. Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vizyonundan ilham alan entelektüel kırılma noktalarını, romantik bir idealin ötesinde rasyonel bir "dilde, fikirde, işte birlik" tasavvurunu ve küreselleşmenin tek tipleştirici baskısına karşı yürütülen kültürel mücadeleyi konuştuğumuz bu hasbihal, okurlara rehber niteliğinde köklü bir tarih ve kimlik şuuru sunuyor.

Söyleşiler

Zihindeki Engelleri Kaldırmak: Başarının Engelsiz Hali

Serebral Palsi ile geçen bir ömür, fizyoterapist koltuğunda çekilen acılar ve o acılardan doğan demirden bir irade... 27 yaşındaki Said Abdülkerim, sadece ağırlıkları değil, zihinlerdeki "yapamaz, korunmalı" denilen o kalın duvarları da yerle bir ediyor. "Engelsiz Fitness" vizyonuyla Türkiye’deki spor salonlarının altyapı eksikliklerine ve ön yargılara meydan okuyan Abdülkerim; bağımsızlığın, disiplinin ve gerçek motivasyonun anatomisini Çağ dergisine anlatıyor. Aşırı korumacı ailelerden sosyal medyanın olumsuz seslerine kadar her şeye kendi özgün tarzıyla meydan okuyan bu samimi ve sert röportaj, içinizdeki sınırları yeniden sorgulatacak. Çünkü onun da dediği gibi: "Hedef varsa engel yok!"

Yorumlar

Henüz yorum yok.
Bu yazıda bir hata mı buldunuz? Editöre bildirin

Tespit ettiğiniz yazım, bilgi veya kaynak hatasını gerekçesiyle yazın. Bildiriminiz doğrudan editör paneline iletilir.