Borç, Vefa, Günümüz ve Geleceğimiz

Bizim en büyük borcumuz, bu vatanı canı pahasına bizlere emanet eden aziz atalarımızadır. Türk milleti, bin yıl önce adım attığı Anadolu coğrafyasında kök salabilmek ve kalıcı olabilmek adına ağır bedeller ödemiş, nice şehitler vermiştir. 1048 Pasinler Zaferi’yle Anadolu kapılarını aralayan milletimiz; 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi ile bu toprakların nihai bir Türk yurdu olduğunu tarihe tescillemiştir.

Gerçekleştirilen fetihler ve yerleşim hareketleriyle Anadolu ebedi bir vatan hâline getirilmiş, bu topraklardaki varlığımızın sarsılmazlığı tüm dünyaya ilan edilmiştir.

1453 yılında İstanbul’un fethiyle Doğu Roma İmparatorluğu’na son vererek Orta Çağ’ı kapatıp Yeni Çağ’ı açan, tarihin akışına yön vermiş bir iradenin mirasçılarıyız.

Çanakkale’de dönemin emperyalist güçleri olan Düvel-i Muazzama karşısında Türk milletinin asla esir edilemeyeceğini ve yok sayılamayacağını kanıtladık. Ardından Millî Mücadele ile taçlanan kutlu yürüyüşümüz, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla bağımsızlığımızı perçinlemiştir.

Tarihimizden aldığımız bu köklü şuurla bugünü ve geleceği inşa edecek; bölgemizin ve mazlum coğrafyaların kaderini yeniden tayin edecek kudret yine Türk milletinin sinesindedir.

Ne var ki bugün, tıpkı Osmanlı Devleti’nin son döneminde sahnelenen tefrika politikalarında olduğu gibi, suni ayrımlar ve imtiyazlar üzerinden millî birliğimizi zedeleme girişimlerine tanıklık etmekteyiz. Bu yöndeki ayrılıkçı yaklaşımlar, Anayasamızın 10. maddesinde güvence altına alınan “Herkes; dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir” ilkesiyle temelden çelişmektedir.

Millî kimliğimiz ve devletimizin bölünmez bütünlüğü, Anayasamızın 66. maddesinde en açık ve kapsayıcı şekliyle ortaya konmuştur: “Türk Devleti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.” Bu tanımı hedef alan, anayasal vatandaşlık zeminini aşındırmak isteyen mihraklar ve onların arkasındaki emperyalist odaklar bilmelidir ki, dün Cumhuriyet’in kurucu değerlerine ve bağımsızlığımıza kasteden kalkışmalar nasıl hüsrana uğratıldıysa, bugün ve yarın da milletimizin çelikten iradesi karşısında aynı akıbete uğrayacaklardır.

Etrafımızı kuşatan coğrafyaya baktığımızda; Irak’ta, Suriye’de, Filistin’de ve geniş Orta Doğu hattında yaşanan istikrarsızlıkların, dış müdahaleler ve emperyalist planlar sonucu derinleştiğini görmekteyiz. Bölge ülkelerinin demografik dengelerini altüst eden, kontrolsüz göç hareketleriyle sınırları anlamsızlaştıran ve Arz-ı Mev’ud gibi kadim emelleri canlı tutmaya çalışan bu projelere karşı uyanık olmak zorundayız. Zira yüzyıllardır adaletin teminatı olmuş bu topraklarda sınır güvenliği, yalnızca askerî bir mesele değil; doğrudan milletin bekası ve demografik bağımsızlığı meselesidir.
Bu tablodan çıkarılacak yegâne vazife, Türk gençliğinin omuzlarındadır. Türk gencinin asli gayesi; cehaletle, yozlaşmayla ve dayatmalarla mücadele ederek Türk yurdunu muasır medeniyetler seviyesinin de üzerine taşımaktır. Muasır medeniyet; çağdaş uygarlıktır, asrın gerektirdiği her türlü bilgi ve donanıma hükmetmektir. Bilimde, sanayide, yüksek teknolojide, tarımda ve toplumsal bilinçte akılcı ve üretken bir tutum sergilemek mecburiyetindeyiz. Her bir Türk genci, icra ettiği meslekte ve hayatın her alanında parmakla gösterilen, ahlakı ve liyakatiyle örnek bir şahsiyet olmak zorundadır.

Geleceği şekillendirmek, geçmişin hafızasına sahip çıkmaktan geçer. Ötüken’den çıkıp Asya bozkırlarını, Orta Doğu’yu, Balkanları, Kafkasları ve Kuzey Afrika’yı adaletle yoğuran ecdadımızın ülküsünü diri tutmak; Türklük davasını yalnızca bir geçmiş övgüsü değil, geleceğin çağdaş medeniyet vizyonu hâline getirmekle mümkündür.


Türk Evladına Çağrı
Türk genci! Sen, bin yıllık bağımsızlık şuuruyla yoğrulmuş bir medeniyetin evladısın. Karşılaştığın çetin şartlar, siyasi tıkanıklıklar veya toplumsal umutsuzluklar seni asla yılgınlığa sevk etmesin. Unutma ki Türkiye Cumhuriyeti; şartların en ağır, imkânların en kısıtlı olduğu bir dönemde, milletine inanan bir avuç inanmış Türk aydını ve askeri öncülüğünde, yokluklar içinden doğrulup tarihin akışını değiştirmiştir. Muhtaç olduğun kudret, tarihin boyunca sergilediğin kararlılıkta ve damarlarındaki asil kanda mevcuttur.