Söyleşiler 15 dk okuma

Sınırları Zorlayan Disiplin: Uğur Erdönmez ile Spor, Hayat ve Ekran Üzerine

Söyleşi Uğur Erdönmez Spor Uzmanı - Antrenör

Spor bilimleri eğitimi, basketbol geçmişi, vücut geliştirme alanındaki tecrübesi ve televizyon ekranlarından tanıdığımız dinamik kimliğiyle Uğur Erdönmez, spor dünyasının dikkat çeken isimlerinden biri. Kendisiyle spor kariyerinden beslenme disiplinine, antrenörlük felsefesinden ekran deneyimlerine uzanan kapsamlı ve keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Sınırları Zorlayan Disiplin: Uğur Erdönmez ile Spor, Hayat ve Ekran Üzerine kapak fotoğrafı
Yazı boyutu

SoruSpor hayatınıza ilk olarak nasıl ve kaç yaşında adım attınız; fitness ve vücut geliştirmeye olan tutkunuz nasıl başladı ?

Cevap

Spor hayatıma 7 yaşında Tofaş altyapısında basketbolla başladım. Küçük yaşlardan itibaren disiplinli bir antrenman sürecinin içinde yer aldım ve gelişimimi sürdürerek profesyonel liglerde basketbol oynadım. Kariyerim boyunca bölgesel liglerde ve 2. Lig seviyesinde forma giyme fırsatı buldum. Altyapı dönemimde Ayın Oyuncusu ve Maçın Oyuncusu gibi bireysel ödüllerin yanı sıra çeşitli smaç yarışmalarında şampiyonluklar elde ettim.

Basketbol kariyerimin önemli dönüm noktalarından biri, bir maçta attığım 45 sayı sonrasında Efes Pilsen’in dikkatini çekerek transfer sürecine girmem oldu. Başarılarım sayesinde Okan Üniversitesi’nden basketbol bursu kazandım ve üniversite takımında mücadele ederek iki şampiyonluk yaşadım. Basketbol kariyerim boyunca takım ve bireysel anlamda birçok önemli başarı elde ettim.

Yıllar içinde edindiğim spor disiplini ve performans odaklı bakış açısı beni fitness ve vücut geliştirme alanına yönlendirdi. Bu alanda kendimi bilimsel antrenman, beslenme ve performans geliştirme konularında sürekli geliştirerek kariyerime personal trainer olarak devam etme kararı aldım. Bugün, yıllardır sporun içinde edindiğim tecrübeyi danışanlarıma aktararak onların hedeflerine sağlıklı, bilinçli ve sürdürülebilir şekilde ulaşmalarına yardımcı oluyorum.

SoruBasketbol geçmişinizden fitness ve vücut geliştirmeye geçiş süreciniz nasıl oldu ve sizce takım sporları ile bireysel sporlar arasındaki en büyük zihinsel fark nedir?

Cevap

Basketbol benim karakterimi ve spor anlayışımı şekillendiren branş oldu. Yıllarca takım sporunun içinde yer aldım, profesyonel seviyede mücadele ettim ve bu süreç bana disiplini, mücadele etmeyi ve takım ruhunu öğretti. Ancak zamanla performansımı daha üst seviyeye taşımak için fitness ve kuvvet antrenmanlarına ağırlık vermeye başladım. Vücudumdaki değişimi, performansıma olan katkısını ve antrenman biliminin önemini gördükçe fitness benim için sadece basketbolu destekleyen bir branş olmaktan çıktı, başlı başına bir tutkuya dönüştü. Bu nedenle kariyerime fitness ve vücut geliştirme alanında devam etmeye karar verdim.

Bana göre takım sporları ile bireysel sporlar arasındaki en büyük zihinsel fark, sorumluluğun paylaşılmasıdır. Takım sporlarında başarı da başarısızlık da takımındır; birlikte kazanır, birlikte kaybedersiniz. Bireysel sporlarda ise aynaya baktığınızda tüm sonuçların tek sorumlusu sizsiniz. Bahane üretme şansınız yoktur. Ne kadar emek verirseniz, ne kadar disiplinli çalışırsanız karşılığını o kadar alırsınız. Bu yüzden fitness bana sadece fiziksel gelişimi değil, öz disiplin, sabır ve mental dayanıklılığı da öğretti. Bugün danışanlarıma da en çok aktarmaya çalıştığım şey, gerçek değişimin önce zihinde başladığıdır.

SoruBasketbol geçmişinizden fitness ve vücut geliştirmeye geçiş süreciniz nasıl oldu ve sizce takım sporları ile bireysel sporlar arasındaki en büyük zihinsel fark nedir?

Cevap

Spor kariyerimde beni hem fiziksel hem de zihinsel olarak en çok zorlayan dönem, quadriceps kasımın kopmasıyla yaşadığım ağır sakatlıktı. O güne kadar hep daha güçlü olmak, daha fazla çalışmak ve sınırlarımı zorlamak üzerine odaklanmıştım. Ancak bu sakatlık bana bazen en büyük mücadelenin ağırlık kaldırmak değil, sabır göstermek olduğunu öğretti.

Rehabilitasyon süreci benim için sadece fiziksel bir iyileşme değil, aynı zamanda mental bir sınavdı. Antrenman yapmaya alışkın biri olarak kenarda kalmak, en sevdiğim şeyden uzak olmak kolay değildi. Fakat hiçbir zaman pes etmeyi düşünmedim. Bu süreçte hep Kobe Bryant’ın yaşadığı ağır sakatlığı ve buna rağmen gösterdiği karakter aklımdaydı. Kobe’nin yaşadığı zorluklara rağmen vazgeçmemesi bana ilham verdi. Ben de aynı anlayışla, sürece odaklanarak her gün bir önceki günden daha iyi olmak için çalıştım.

Bugün geriye dönüp baktığımda, o sakatlığın beni sadece daha güçlü bir sporcu değil, daha bilinçli bir antrenör haline getirdiğini görüyorum. Çünkü artık danışanlarımın yaşadığı fiziksel ve mental zorlukları çok daha iyi anlayabiliyorum. Onlara sadece antrenman yaptırmıyor, motivasyonlarını korumaları ve doğru süreç yönetimi konusunda da rehberlik ediyorum. Bana göre gerçek güç, hiçbir zaman düşmemek değil; her düştüğünde daha bilinçli ve daha kararlı bir şekilde ayağa kalkabilmektir.

SoruYoğun antrenman temposunda motivasyonunuzu kaybettiğiniz anlar oluyor mu, bu gibi durumlarda kendinizi nasıl zinde tutuyorsunuz?

Cevap

Açıkçası ben motivasyona çok güvenen biri değilim. Çünkü motivasyon gelip geçicidir; sizi her gün ayakta tutan şey disiplindir. Elbette herkes gibi benim de kendimi yorgun veya isteksiz hissettiğim günler oluyor. Ancak o günlerde bile antrenmanımı aksatmam. Çünkü biliyorum ki başarı, sadece istek duyduğunuz günlerde değil, istemediğiniz günlerde de çalışmaya devam ettiğinizde gelir.

Kendimi zinde tutan en önemli şey ise hedeflerim ve danışanlarıma karşı hissettiğim sorumluluk. Bir personal trainer olarak insanlar bana güveniyor ve beni örnek alıyor. Bu nedenle önce benim kendi standartlarımı korumam gerekiyor. Ayrıca geçmişte yaşadığım sakatlıklar ve zorlu süreçler bana pes etmemeyi öğretti. O dönemleri hatırladığımda, bugün antrenman yapabiliyor olmanın bile büyük bir şans olduğunu düşünüyorum.

Benim için spor sadece fiziksel bir aktivite değil, bir yaşam biçimi. Bu yüzden motivasyon azalsa bile disiplinim hiçbir zaman azalmıyor. Uzun vadede gerçek farkı yaratan şeyin de tam olarak bu olduğuna inanıyorum.

SoruSadece fiziksel değil zihinsel olarak da bu spora hazırlanmak gerekiyor; zorlu antrenman ve disiplin süreçlerine zihinsel olarak nasıl hazırlanıyorsunuz?

Cevap

Bence bu sporun en önemli kısmı zihindir. Vücut, zihnin izin verdiği kadar ilerler. Bu yüzden antrenmana başlamadan önce kendimi sadece fiziksel olarak değil, mental olarak da hazırlıyorum. Hedefimi her zaman net belirliyorum ve o gün nasıl hissettiğime değil, hedefime odaklanıyorum.

Spor kariyerimde yaşadığım zorluklar, özellikle geçirdiğim quadriceps sakatlığı, bana sabrı ve mücadele etmeyi öğretti. Bu yüzden artık karşıma çıkan hiçbir zorluğu “engel” olarak görmüyorum. Onları gelişimin bir parçası olarak değerlendiriyorum. Zihinsel olarak güçlü kalabilmek için kendime sürekli şunu hatırlatıyorum: Geçici bir acı, kalıcı bir başarının bedelidir.

Ayrıca kendimi başkalarıyla kıyaslamak yerine her zaman dünkü halimden daha iyi olmaya odaklanıyorum. Bu bakış açısı hem motivasyonumu koruyor hem de gereksiz baskı oluşturmuyor. Bana göre gerçek başarı; sadece güçlü bir fiziğe sahip olmak değil, zor zamanlarda bile disiplininden ödün vermeyen güçlü bir karakter inşa edebilmektir.

SoruBir antrenör gözüyle baktığınızda, insanların fitness’a başlarken yaptığı en büyük hata veya doğru bilinen en büyük yanlış nedir?

Cevap

Bana göre insanların fitness’a başlarken yaptığı en büyük hata, kısa sürede büyük sonuçlar beklemesi. Maalesef günümüzde sosyal medyanın da etkisiyle birçok kişi birkaç ayda yılların fiziğine ulaşabileceğini düşünüyor. Bu beklenti gerçekleşmeyince de sporu bırakıyor. Oysa fitness bir maraton, sprint değil. Kalıcı değişim sabır, disiplin ve süreklilik ister.

Doğru bilinen en büyük yanlış ise, ne kadar fazla antrenman yapılırsa o kadar iyi sonuç alınacağı düşüncesi. Aslında gelişimi sağlayan sadece antrenman değildir; doğru beslenme, kaliteli uyku ve yeterli dinlenme de en az antrenman kadar önemlidir. Vücut salonda değil, dinlenirken gelişir.

Bir diğer önemli hata da herkesin antrenman ve beslenme programını kendine uygulamaya çalışmasıdır. Her bireyin yaşı, geçmişi, sakatlık durumu, metabolizması ve hedefi farklıdır. Bu yüzden herkese uyan tek bir program yoktur.

Ben bir antrenör olarak danışanlarıma her zaman şunu söylüyorum: Bu sporda en büyük rakibiniz başkaları değil, dünkü halinizdir. Eğer her gün kendinizin daha iyi bir versiyonu olmaya odaklanırsanız, sonuç zaten kaçınılmaz olarak gelecektir.

SoruVücut geliştirmede antrenman kadar beslenme de hayati bir role sahip; günlük beslenme rutininiz ve hile gününüz (cheat day) tercihiniz nasıl?

Cevap

Ben beslenmeyi, antrenmanın tamamlayıcısı değil, başarının temel taşlarından biri olarak görüyorum. Ne kadar iyi antrenman yaparsanız yapın, doğru beslenmiyorsanız istediğiniz performansı ve gelişimi yakalamanız çok zor olur. Bu yüzden günlük beslenme düzenimde kaliteli protein kaynakları, kompleks karbonhidratlar, sağlıklı yağlar ve yeterli su tüketimi her zaman önceliğimdir. Beslenmemi hedefime göre planlar ve mümkün olduğunca düzenimi bozmayacak şekilde ilerlerim.

Cheat day konusunda ise çok katı bir bakış açım yok. Ben bunu “ödül günü” değil, kontrollü bir öğün olarak görüyorum. Eğer uzun süre disiplinli bir şekilde beslenmişsem, psikolojik olarak rahatlamak adına zaman zaman sevdiğim bir yemeği tüketebilirim. Ancak bunun tüm günü kontrolsüz bir şekilde yemek yiyerek geçirmek anlamına geldiğini düşünmüyorum. Çünkü bir öğün sizi forma sokmadığı gibi, bir öğün de formdan çıkarmaz. Önemli olan uzun vadede sürdürülebilir bir beslenme alışkanlığı oluşturmaktır.

Benim felsefem şu: Diyet geçicidir, doğru beslenme ise bir yaşam tarzıdır. Kalıcı başarı da ancak sürdürülebilir alışkanlıklarla elde edilir.

SoruYoğun diyet ve antrenman dönemlerinde sosyal hayatınızı ve günlük enerjinizi nasıl dengeliyorsunuz?

Cevap

Yoğun diyet ve antrenman dönemlerinde önceliklerimi çok iyi belirliyorum. Çünkü hedefim varsa, o hedefin gerektirdiği fedakârlıkları da kabul etmem gerektiğini biliyorum. Elbette sosyal hayatımdan tamamen vazgeçmiyorum ancak planlamamı antrenman ve beslenme düzenimi bozmayacak şekilde yapıyorum. Gerektiğinde dışarıda da programıma uygun seçimler yapabiliyorum.

Enerjimi yüksek tutmanın en önemli sırrı ise düzenli uyku, doğru beslenme ve planlı yaşam. Gün içinde ne yiyeceğimi, ne zaman antrenman yapacağımı ve dinlenme saatlerimi önceden planlıyorum. Böylece hem performansımı koruyabiliyor hem de günlük hayatımı verimli bir şekilde sürdürebiliyorum.

SoruYoğun iş temposunda spor yapmaya zaman bulamadığını söyleyen kişilere pratik ne gibi tavsiyeler verirsiniz?

Cevap

İnanmıyorum. Çünkü aslında sorun zaman bulamamak değil, öncelik belirleyememek. Herkesin 24 saati aynı. Sağlığımıza ayıracağımız 30-45 dakika, gelecekte yaşayabileceğimiz birçok sağlık sorunundan daha değerli.

Yoğun çalışan kişilere tavsiyem, mükemmel olmayı beklemek yerine istikrarlı olmalarıdır. Her gün iki saat spor yapmak zorunda değilsiniz. Haftada 3-4 gün, 45-60 dakikalık planlı ve verimli antrenmanlar bile hayatınızı değiştirebilir. Asansör yerine merdiven kullanmak, kısa mesafeleri yürümek, öğün planlamasını önceden yapmak gibi küçük alışkanlıklar bile büyük fark yaratır.

SoruNinja Warrior Türkiye gibi yüksek kondisyon gerektiren bir parkurda yarışmak nasıl bir deneyimdi?

Cevap

Ninja Warrior Türkiye benim için sadece bir yarışma değil, yıllardır yaptığım antrenmanların, disiplinin ve mental dayanıklılığın gerçek anlamda test edildiği bir platformdu. Parkur, yalnızca fiziksel olarak güçlü olmayı değil; hız, koordinasyon, denge, patlayıcı kuvvet ve doğru karar verme becerisini aynı anda gerektiriyordu.

Benim için en unutulmaz an ise parkuru 1 dakika 7 saniyede tamamlayarak o dönemin Türkiye rekorunu kırmak oldu. O an, yıllarca verdiğim emeğin karşılığını aldığımı hissettim. Rekor kırmak elbette gurur vericiydi ama benim için asıl önemli olan, kendi sınırlarımı aşabilmiş olmaktı.

SoruZuhal Topal’la Yemekteyiz gibi farklı konseptteki bir TV programında yer almak sporcu kimliğiniz açısından dışarıdan nasıl tepkiler aldı?

Cevap

Zuhal Topal’la Yemekteyiz’e katılmam birçok kişi için sürpriz oldu. İnsanlar beni hep sporcu ve antrenör kimliğimle tanıyordu. Bu program sayesinde sadece spor yapan biri değil, farklı yönleri olan, sosyal hayatı olan ve yeni deneyimlere açık bir insan olduğumu da görme fırsatı buldular.

Elbette farklı yorumlar oldu. Destekleyenler de vardı, eleştirenler de. Ancak ben hiçbir zaman insanların ne söyleyeceğine göre hareket eden biri olmadım. Kendime ve temsil ettiğim değerlere zarar vermediğim sürece yeni deneyimler yaşamaktan çekinmiyorum.

Aksine, bu programın beni daha yakından tanımayan insanların da karakterimi görmesine katkı sağladığını düşünüyorum. Ekranda da gerçek hayattaki gibi doğal, samimi ve olduğum gibi davrandım. Sonuçta sporcu olmak sadece salonda ağırlık kaldırmak değildir; bulunduğunuz her ortamda duruşunuzla, karakterinizle ve temsil ettiğiniz değerlerle örnek olabilmektir. Ben de program boyunca bunu yansıtmaya çalıştım.

SoruSosyal medyadaki fitness içerik kirliliği hakkında ne düşünüyorsunuz ve doğru bilgiye ulaşmak isteyen sporseverler nelere dikkat etmeli?

Cevap

Maalesef bugün sosyal medyada fitness adına çok ciddi bir bilgi kirliliği var. Birkaç aylık tecrübeyle ya da sadece iyi bir fiziğe sahip olduğu için kendini uzman gibi gösteren çok fazla insan var. Oysa iyi bir fiziğe sahip olmak, doğru antrenman yaptırabileceğiniz ya da doğru beslenme bilgisine sahip olduğunuz anlamına gelmez.

Bana göre insanlar, hızlı sonuç vaat eden içeriklere karşı çok dikkatli olmalı. “30 günde mükemmel vücut”, “tek hareketle yağ yakımı” ya da “mucize besin” gibi söylemlerin çoğu bilimsel temele dayanmaz. Bu sporda kestirme yol yoktur. Gerçek başarı; doğru antrenman, doğru beslenme, sabır ve istikrarın birleşimidir.

Doğru bilgiye ulaşmak isteyen sporseverlere tavsiyem, içerik üreten kişinin sadece fiziğine değil, eğitimine, tecrübesine ve bugüne kadar yetiştirdiği insanlara da bakmalarıdır. Ben her zaman bilimsel temelli, kişiye özel ve sürdürülebilir bir yaklaşımı savunuyorum. Çünkü her bireyin hedefi, vücut yapısı ve yaşam tarzı farklıdır. Herkese aynı programı uygulamak doğru değildir.

SoruOkan Üniversitesi Spor Bilimleri mezunusunuz; akademik bilginin salondaki pratik sürece en büyük katkısı nedir?

Cevap

Okan Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi’nde aldığım eğitim, antrenörlük bakış açımı tamamen değiştirdi. Akademik bilgi bana sadece bir hareketin nasıl yapılacağını değil, neden o şekilde yapılması gerektiğini öğretti. Bir kasın nasıl çalıştığını, vücudun antrenmana nasıl adapte olduğunu, sakatlıkların nasıl önlenebileceğini ve doğru programlamanın önemini bilimsel temellerle öğrenme fırsatı buldum.

Ancak bana göre akademik bilgi tek başına yeterli değildir. Gerçek gelişim, teoriyi sahadaki deneyimle birleştirebildiğiniz zaman ortaya çıkar. Yıllardır farklı hedeflere sahip yüzlerce danışanla çalışarak edindiğim tecrübe, üniversitede öğrendiklerimi pratiğe dökmemi sağladı.

Ben hiçbir zaman ezbere program yazan bir antrenör olmadım. Her danışanımı ayrı değerlendiriyor; yaşına, geçmişine, sakatlık durumuna, yaşam tarzına ve hedeflerine göre tamamen kişiye özel bir sistem oluşturuyorum. Çünkü aynı program herkeste aynı sonucu vermez.

Bence iyi bir antrenörü diğerlerinden ayıran şey, sadece güçlü bir fiziğe sahip olması değil; bilimi, tecrübeyi ve insan psikolojisini bir araya getirerek karşısındaki kişiye en doğru yolu gösterebilmesidir. Ben de kariyerim boyunca bunu ilke edindim ve danışanlarıma her zaman bilimsel temelli, güvenli ve sürdürülebilir bir antrenman anlayışı sunmaya çalışıyorum.

SoruKoçluk yaparken öğrencilerinizde fiziksel değişimden önce zihinsel olarak neyi değiştirmeyi hedefliyorsunuz?

Cevap

Benim için bir danışanda değişmesi gereken ilk şey fizik değil, bakış açısıdır. Çünkü zihni değişmeyen bir insanın vücudu da kalıcı olarak değişmez. Ben öğrencilerime önce disiplini, sabrı ve sürece güvenmeyi öğretmeye çalışıyorum. Günümüzde herkes çok hızlı sonuç almak istiyor ama bu sporun en önemli kuralı istikrardır.

Onlara her zaman şunu söylüyorum: Bu bir 30 günlük proje değil, bir yaşam tarzı. Aynaya her gün bakıp değişim aramak yerine, her gün doğru adımları atmaya odaklanmaları gerektiğini anlatıyorum. Çünkü gerçek dönüşüm, küçük ama doğru alışkanlıkların zamanla büyük sonuçlar doğurmasıyla gerçekleşir.

Ayrıca öğrencilerimin kendilerini başkalarıyla kıyaslamasını istemiyorum. Herkesin genetiği, geçmişi ve başlangıç noktası farklıdır. Tek rakibiniz dünkü haliniz olmalı. Her gün bir adım daha ileri gidebiliyorsanız doğru yoldasınız.

Ben sadece kas geliştiren bir antrenör olmak istemiyorum. Amacım; özgüveni artan, disiplinli, güçlü düşünebilen ve sağlıklı yaşamayı alışkanlık haline getirmiş insanlar yetiştirmek. Çünkü fiziksel değişim zamanla gelebilir ama zihinsel değişim gerçekleştiğinde o başarı kalıcı olur.

SoruFitness’a yeni başlayacak birinin ilk 3 ayda mutlaka odaklanması gereken 3 ana kural sizce nedir?

Cevap

Bana göre fitness’a yeni başlayan birinin ilk 3 ayda odaklanması gereken en önemli üç kural şunlardır:

Birincisi, tekniği öğrenmek. Birçok kişi ilk günden ağır kilolar kaldırmaya çalışıyor. Oysa doğru teknik olmadan yapılan antrenman hem gelişimi yavaşlatır hem de sakatlık riskini artırır. Önce hareketleri doğru öğrenmek gerekir, ağırlık zaten zamanla artar.

İkincisi, istikrar. İlk üç ay mükemmel olmak zorunda değilsiniz, sadece pes etmemelisiniz. Haftada 3-4 gün düzenli antrenman yapmak, ara sıra çok ağır çalışmaktan çok daha değerlidir. Bu sporun sırrı sürekliliktir.

Üçüncüsü ise beslenme ve uyku. İnsanlar gelişimin sadece salonda olduğunu düşünüyor ama kaslar antrenman sırasında değil, doğru beslendiğiniz ve dinlendiğiniz zaman gelişir. Bu yüzden kaliteli beslenme ve yeterli uyku, antrenmanın ayrılmaz bir parçasıdır.

SoruSpor kariyerinizde şu anki en büyük hedefiniz nedir; yakın zamanda yeni bir proje veya yarışma planınız var mı?

Cevap

Spor kariyerimdeki en büyük hedefim, sadece kendi fiziksel başarımı geliştirmek değil, dokunduğum insanların hayatında kalıcı bir fark yaratabilmek. Kendimi hem antrenör hem de sporcu olarak sürekli geliştirmeye devam ediyorum. Aynı zamanda daha fazla insana ulaşabileceğim projeler üretmek ve sporu doğru şekilde temsil etmek istiyorum.

Yarışma tarafında ise beni heyecanlandıran projeler her zaman var. Özellikle Survivor, fiziksel ve mental dayanıklılığı aynı anda test eden bir platform olduğu için ilgimi çeken organizasyonlardan biri. Açıkçası böyle bir fırsat olursa değerlendirmek isterim. Ancak bu konuda en önemli belirleyici, geçmişte yaşadığım quadriceps sakatlığımın durumu olacak. Kendimi riske atacak bir karar vermem. Önceliğim, sağlığımın bu seviyede bir mücadeleye tamamen hazır olduğundan emin olmak.

Benim için önemli olan sadece bir yarışmaya katılmak değil, katıldığım her platformda en iyi performansımı ortaya koyabilmek. Eğer bir gün Survivor’da yer alırsam, oraya sadece yarışmak için değil, sonuna kadar mücadele etmek ve kendi sınırlarımı bir kez daha zorlamak için giderim. Çünkü bugüne kadar hayatım boyunca beni başarıya götüren en önemli şey, hiçbir zaman mücadeleden vazgeçmemek oldu.

SoruSpor dışında Uğur Erdönmez boş zamanlarında neler yapar, ne tür hobileri vardır?

Cevap

Aslında hayatımın büyük bir kısmı sporun etrafında şekilleniyor ama spor dışında da bana iyi gelen şeyler var. Boş zamanlarımda ailem ve sevdiklerimle vakit geçirmeyi seviyorum. Bunun dışında kendimi geliştirecek içerikler izlemek, spor bilimi, antrenman ve beslenme üzerine araştırmalar yapmak günlük rutinimin bir parçası.

Doğayla iç içe olmak, yeni yerler keşfetmek ve zaman zaman farklı deneyimler yaşamak da hoşuma gidiyor. Televizyon programlarında yer almamın sebebi de biraz buydu; kendimi farklı ortamlarda deneyimlemeyi seviyorum.

Ama en büyük hobim yine spor. Çünkü benim için spor sadece mesleğim değil, hayatımın bir parçası. Salonda olmadığım zamanlarda bile yeni antrenman metotları araştırıyor, kendimi geliştirmeye ve danışanlarıma daha fazla fayda sağlayacak bilgiler öğrenmeye çalışıyorum. Kısacası, boş zamanlarımı bana değer katacak şeylerle değerlendirmeyi seven biriyim.

SoruBaşarınızın arkasındaki en büyük destekçiniz veya ilham kaynağınız kim oldu?

Cevap

Başarımın arkasındaki en büyük ilham kaynakları her zaman Michael Jordan ve Kobe Bryant oldu. Çocukluğumdan beri onların kariyerlerini, çalışma disiplinlerini ve mücadele ruhlarını yakından takip ettim. Beni etkileyen şey sadece kazandıkları şampiyonluklar değil, her gün kendilerini bir önceki günden daha iyi hale getirmek için gösterdikleri inanılmaz çalışma disipliniydi.

Özellikle Kobe Bryant’ın “Mamba Mentality” anlayışı bana her zaman yol gösterdi. Zor zamanlarda pes etmemeyi, sürekli gelişmeyi ve mazeret üretmek yerine çözüm üretmeyi ondan öğrendim. Geçirdiğim ağır quadriceps sakatlığında bile aklımda hep Kobe’nin yaşadığı sakatlıklara rağmen vazgeçmeyen karakteri vardı. O bakış açısı, benim de mücadeleden kopmamamı sağladı.

Michael Jordan ise bana başarının yetenekten çok çalışma disipliniyle kazanıldığını gösterdi. Kariyeri boyunca yaşadığı başarısızlıklardan güç alması ve her seferinde daha güçlü geri dönmesi bana her zaman ilham verdi.

Bugün ben de hem sporcu hem de antrenör olarak bu iki efsanenin çalışma ahlakını kendi hayatıma uyarlamaya çalışıyorum. Çünkü bana göre gerçek başarı, sahip olduğunuz yetenekten çok; her gün aynı disiplinle çalışabilmek, vazgeçmemek ve sürekli kendinizin daha iyi bir versiyonu olmaya çabalamaktır.

SoruHayat felsefenizi veya spordaki mottanızı tek bir cümleyle özetlemeniz gerekse bu ne olurdu?

Cevap

“Her gün, dünkü halimden daha iyi olmak için çalışırım. Çünkü gerçek rakibim başkaları değil, kendimim.”

SoruDergimizin okuyucularına ve spora başlamak için sürekli pazartesiyi bekleyenlere son olarak ne söylemek istersiniz?

Cevap

Öncelikle şunu söylemek istiyorum; hayatınızın değişmesi için ne pazartesiyi, ne yeni yılı ne de yaz mevsimini beklemeyin. Çünkü pazartesi dediğiniz şey, çoğu zaman bir sonraki pazartesi oluyor. 😊

Mükemmel zamanı beklemek yerine ilk adımı atın. İlk gün harika olmak zorunda değilsiniz, sadece başlamanız gerekiyor. Unutmayın; en kötü antrenman bile yapılmayan antrenmandan iyidir.

Kendinizi başkalarıyla kıyaslamayın. Sosyal medyadaki filtrelenmiş hayatlara değil, aynadaki kendi gelişiminize odaklanın. Her gün kendiniz için küçük bir adım atın. O küçük adımlar, zamanla hayal ettiğiniz değişimi oluşturacaktır.

Son olarak şunu söylemek isterim: Eğer spor yapmaya başlamak için hâlâ pazartesiyi bekliyorsanız, size kötü bir haberim var… Pazartesi de sizi beklemiyor! 😊 Bugün başlayın. Çünkü bir yıl sonra dönüp baktığınızda, keşke bugün başlasaydım demek yerine, iyi ki başlamışım demek çok daha güzel olacak.

Yazar

Niyazi Çiftçi

Çağ Dergisinin genel yayın yönetmenliğini yürütmekteyim.

İlgi alanları: Tarih, Spor, Kültür, Sanat

Profili Gör

Çağ Dergi · Okur Etkileşimi

Okur Mührü

Beğendiğin ve değerli bulduğun bu yazıyı desteklemek için okur mührünü bırak.

Bu yazıyı 1 okur mühürledi.

Keşfet

Okuyabileceğiniz Diğer Yazılar

Kitap İncelemeleri

Franz Kafka: Aforizmalar

Bu yazımda, Franz Kafka'nın klasik bir olay örgüsünden ziyade insanın trajik yalnızlığını anlattığı "Aforizmalar" eserini inceledim. Yazarın Tanrı ve evrenle olan sorunlu ilişkisini ele alarak okuru gözlemci olmaktan çıkarıp "Kafkaesk" dünyaya dahil etmek istedim.

Müzik

Duman - Bal Hikayesi

Bu yazımda, Duman grubunun bir dönem çokça konuşulmuş ve unutulmamış "Bal" şarkısının arkasındaki trajik hikayesini kaleme aldım. Kaan Tangöze'nin, büyük bir aşkla bağlı olduğu Ahu Paşakay'ın kaybıyla yaşadığı yıkımı ve bu şarkıyı sahnede yıllar sonra yalnızca bir kez, kollarını gökyüzüne açarak söyleyişini anlattım. Ayrıca eserin "Delibal" filmiyle popüler kültüre nasıl yeniden dahil olduğunu inceleyerek, yarım kalmış bir aşkın ve sessiz bir vedanın gölgesini okura hissettirmek istedim.

Editörün Önerdikleri

Okurların İlgisini Çeken Yazılar

Söyleşiler

Zamanı Aşan Ülkü: 21. Yüzyılda Turancılığı ve Kimlik Şuurunu Konuşmak

Kayseri Tomarza'dan Selçuklu payitahtı Konya’ya uzanan fikir yolculuğunda köklü bir kimlik şuurunu barındıran Konya Turancı Dernekler Başkanı Mehmet Buğra Soylu ile Türk dünyasının dünü, bugünü ve geleceği üzerine ufuk açıcı bir söyleşi gerçekleştirdik. Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vizyonundan ilham alan entelektüel kırılma noktalarını, romantik bir idealin ötesinde rasyonel bir "dilde, fikirde, işte birlik" tasavvurunu ve küreselleşmenin tek tipleştirici baskısına karşı yürütülen kültürel mücadeleyi konuştuğumuz bu hasbihal, okurlara rehber niteliğinde köklü bir tarih ve kimlik şuuru sunuyor.

Söyleşiler

Zihindeki Engelleri Kaldırmak: Başarının Engelsiz Hali

Serebral Palsi ile geçen bir ömür, fizyoterapist koltuğunda çekilen acılar ve o acılardan doğan demirden bir irade... 27 yaşındaki Said Abdülkerim, sadece ağırlıkları değil, zihinlerdeki "yapamaz, korunmalı" denilen o kalın duvarları da yerle bir ediyor. "Engelsiz Fitness" vizyonuyla Türkiye’deki spor salonlarının altyapı eksikliklerine ve ön yargılara meydan okuyan Abdülkerim; bağımsızlığın, disiplinin ve gerçek motivasyonun anatomisini Çağ dergisine anlatıyor. Aşırı korumacı ailelerden sosyal medyanın olumsuz seslerine kadar her şeye kendi özgün tarzıyla meydan okuyan bu samimi ve sert röportaj, içinizdeki sınırları yeniden sorgulatacak. Çünkü onun da dediği gibi: "Hedef varsa engel yok!"

Yorumlar

Henüz yorum yok.
Bu yazıda bir hata mı buldunuz? Editöre bildirin

Tespit ettiğiniz yazım, bilgi veya kaynak hatasını gerekçesiyle yazın. Bildiriminiz doğrudan editör paneline iletilir.