Çağ Dergi · Tarih
Lütuf Değil, Zafer!
Hürriyetiyle yaşamış ve hürriyeti için canı pahasına mücadele eden gözü kara Türk neferleri, ecdadından emanet aldığı yurdunu daima koruyacaktır. Cehalete karşı her alanda mücadele edecek ve hürriyetine sahip çıkacaktır.
Türkler tarihi boyu farklı devletler kurmuş, yönetmiş yeri gelmiş ayrılmıştır. Fakat hiçbir zaman Türk töresine zarar verecek kişilerin yönetimine ve fikirlere körü körüne bağlanmamıştır. Her şeyden yüce gördükleri hürriyet, nefes almak kadar hayatidir. Hürriyeti ise hiçbir şekle, isme, yaşa, cinsiyete göre sığ bir kalıba koymamışlardır. Hayvan, insan, toprak, bitki ve ruh olarak gördükleri ve görmedikleri her cismin hürriyetine kıymet vermiş bunun aksinin ise zalimlik, suç ve rezillik olduğunu bilerek yaşamışlardır. Öyle ki eşik iyesinden, dağ iyesine kadar her ruha saygı duymuş ver alanlarına girerken dahi izin alma ritüelleri geliştirmişlerdir. Avlandıklarında ise ancak ihtiyaçları kadarını avlar ve hatta avladıklarının yerine bir can yetiştirmeyi de borç, kurban bilmişlerdir. Ektikleri tohumun dahi bir hakkı olduğunu bilerek hareket eder ve çürümesin, canlansın diye ellerinden geleni yapmanın borç olduğunu düşünürler. Bakıldığında ‘Hürriyetle alakası ne bunların’ denilecek gibi görünse de hürriyet tam da budur, bir başka cana ve yaşamına saygı duymaktır.
Böyle hakka düşkün yaşayan bir milletin ise ‘kadına hak verdi’ diye düşünmek tam gerçekliği yansıtmaz. Çünkü hakların verilecek bir husus olmadığını zaten bu hakla var olunduğunu bilirler. Saygı duymak bu hakkı lütuf gibi vermek değil tam tersine özünden, var oluşundan itibaren kendi haklarıyla var olduğunu bilmektir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti de tam olarak bu hakkın savunulması ile var olmuştur. Yaşamayı bir görev bilen kutlu Türk neferleri, bu görevin ancak özgür oldukları müddet onurla devam edeceğini ve onurla son bulacağını bilerek her şeyleriyle mücadele etmiş ve her türlü işgale direnmiştir. Bu mücadele kadın-erkek diye belirtmek dahi hak yemektir, hürriyetin sınırlandırılmasıdır ancak günümüz cehaletinin Türk kadınlarına musallat olma cüreti sebebiyle belirtecek ve bu hürriyetin tepside sunulmuş bir lütuf değil, zafer olduğunu her defasında hatırlatacağız.
Ulu Önder Halaskargazi Mustafa Kemal ATATÜRK Türk kadınına musallat olan cehaleti fark edenlerden olmakla beraber her alanda Türk’ün töresi olan bu hakkı bilerek desteklemiş, saygı duymuştur. Öyle ki bir çok kadına milli mücadelede gösterdikleri yiğitlikten nişane vermiş, saygısını ve gurunu her daim göstermiştir.
Tarihe nam salmış Türk kadınları devletlerine daima sahip çıkmıştır. Tomris Hatun, Boarık Hatun, İmparatoriçe Aşina, İlbilge Hatun, Razia Sultan, Süyümbike (Hanbike), Bala Hatun ve daha nice atası gibi gerek aklıyla, gerek şefkatle, gerekse silahını kuşanıp ön safta ordusuyla yönetmiş ve korumuştur.
Gördesli Makbule Hanım: Yunan işgaline karşı başlayan direnişlere katılmış, çatışmış yurdunu savunmuş ve yaralanıp şehit olmuştur.
Kara Fatma (Fatma Seher Erden): Dünya savaşında ailesinden kadınlarla beraber Kafkas cephesine katılmış Mondros Mütarekesinden sonra eşini şehit eden ermenilerle çarpışmıştır. Bizzat Mustafa Kemal Paşa’dan görev istemiş, kurduğu çetesiyle Bursa ve İzmit’in düşman işgalinden kurtulması için çatışmıştır. Sakarya ve Başkomutanlık Meydan Muharebelerine katıldı. 350’ye kadar ulaşan müfrezesinde Üsteğmen rütbesine yükseldi ve emekli maaşını Kızılay’a bağışladı.
Nezahat Onbaşı: Henüz 10-12 yaşlarında cephede babasıyla kalmış, savaşmış hatta morali düşüp dönecek olan askerleri ise daha o yaşlarında cesaretlendirmiştir. İstiklal madalyasına layık görülüp nişane takdim edilmiştir.
Halime Çavuş: Cehaletin musallat olduğu algılara rağmen vatan savunmasının ve hürriyetin cinsiyetle alakalı olmadığını yüreğiyle kanıtlamış kadın askerimizdir. İzin vermeyenlere rağmen erkek giysileri giyerek cepheye gitmiş, mücadele etmiş, cephane taşımıştır, düşman ateşinde ayağından vurularak gazi olmuştur.
Kılavuz Hatice (Hatice Hatun): Fransızlara karşı mücadelede yer almış ve hatta fransızların askeri direncini kırmıştır. Pozantıdan intikal eden işgalci birliklerle karşılaşmış ve onları Karboğazı’nda kendi müfrezesinin çapraz ateşi içerisine düşürmüştür. 44 kişilik müfrezenin 700 kişilik işgalci askeri birliğe üstün gelmesini sağlamıştır.
Şerife Bacı: İnebolu’daki savaş cephanelerini Ankaraya götürmekle görevli Şerife Bacı, soğuk kış şartlarına aldırmadan çocuğuyla birlikte bu görevini canı pahasına yerine getirmiştir. Cephaneler ıslanmasın diye battaniyesini cephaneye sarmış ve bebeği üşümesin diye onu da cephaneyle beraber sarmıştır. Kendisi ise donarak şehit olmuştur.
Ve daha nice ismi bilinen ve bilinmeyen yiğit Türk kadınlarının etkin mücadelesini yok sayıp hak verildi demek başta aziz şehit ve gazilerimizin hakkını yemek olacağı gibi bir hürriyet hakkının gereklilik olduğunu inkar etmek olur.
Hürriyet; Türk neferlerine anasının ak sütü gibi helal, yurdunun hürriyeti kadar onundur. Okumak, okutmak, seçmek, seçilmek ve seçmemek, var olmak ve var etmek, gülmek belki de yeri gelip ağlamak, sevilmek, sevmek ve hatta nefret etmek, konuşmak, susmak, karşı çıkmak yani her hisli, her fikirle yaşamak hürriyeti. Bu hürriyet gökten zembille inmediği gibi sonradan da edilmedi. Her doğan can hürriyeti ile var olur ve yaşar. Fakat o hürriyeti koruduğu, yaşattığı kadar hürdür.
Türk kadını kendisine musallat olma cüreti gösteren cehaleti her defasında def etmiştir ve daima o cehalete karşı zafer kazanmaya ant içmiştir. Canına, hürriyetine, yurduna göz dikenlere karşı mücadelesinde ne yalnızdır ne de vazgeçecektir. Vatanın her karış toprağı kanıyla ıslanmadıkça, canı bedeninden çıkmadıkça bu cehaletle her alanda mücadele edecek ve Cumhuriyetin ışığında mağlup edecektir.
Türk kadınının hürriyeti ona bağışlanmış bir lütuf değil, kim olduğunu tekrar hatırlattığı mücadelelerinin zaferidir. Türk’ün töresini ileri taşıyacak, gelişecek ve geliştirecek ve cehaletin karanlığına bulaştırmak istediği yurdunu her daim yüreğinin ateşiyle aydınlatacaktır. Türk yüz yıllardır hür yaşadı, ve nice yüz yıllar daha hür yaşayacaktır.
Aziz şehitlerimizin ve gazilerimizin ruhu şad olsun. Cumhuriyetimizin 103. Yılı kutlu olsun.
İLELEBET CUMHURİYET!
Böyle hakka düşkün yaşayan bir milletin ise ‘kadına hak verdi’ diye düşünmek tam gerçekliği yansıtmaz. Çünkü hakların verilecek bir husus olmadığını zaten bu hakla var olunduğunu bilirler. Saygı duymak bu hakkı lütuf gibi vermek değil tam tersine özünden, var oluşundan itibaren kendi haklarıyla var olduğunu bilmektir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti de tam olarak bu hakkın savunulması ile var olmuştur. Yaşamayı bir görev bilen kutlu Türk neferleri, bu görevin ancak özgür oldukları müddet onurla devam edeceğini ve onurla son bulacağını bilerek her şeyleriyle mücadele etmiş ve her türlü işgale direnmiştir. Bu mücadele kadın-erkek diye belirtmek dahi hak yemektir, hürriyetin sınırlandırılmasıdır ancak günümüz cehaletinin Türk kadınlarına musallat olma cüreti sebebiyle belirtecek ve bu hürriyetin tepside sunulmuş bir lütuf değil, zafer olduğunu her defasında hatırlatacağız.
Ulu Önder Halaskargazi Mustafa Kemal ATATÜRK Türk kadınına musallat olan cehaleti fark edenlerden olmakla beraber her alanda Türk’ün töresi olan bu hakkı bilerek desteklemiş, saygı duymuştur. Öyle ki bir çok kadına milli mücadelede gösterdikleri yiğitlikten nişane vermiş, saygısını ve gurunu her daim göstermiştir.
Tarihe nam salmış Türk kadınları devletlerine daima sahip çıkmıştır. Tomris Hatun, Boarık Hatun, İmparatoriçe Aşina, İlbilge Hatun, Razia Sultan, Süyümbike (Hanbike), Bala Hatun ve daha nice atası gibi gerek aklıyla, gerek şefkatle, gerekse silahını kuşanıp ön safta ordusuyla yönetmiş ve korumuştur.
Gördesli Makbule Hanım: Yunan işgaline karşı başlayan direnişlere katılmış, çatışmış yurdunu savunmuş ve yaralanıp şehit olmuştur.
Kara Fatma (Fatma Seher Erden): Dünya savaşında ailesinden kadınlarla beraber Kafkas cephesine katılmış Mondros Mütarekesinden sonra eşini şehit eden ermenilerle çarpışmıştır. Bizzat Mustafa Kemal Paşa’dan görev istemiş, kurduğu çetesiyle Bursa ve İzmit’in düşman işgalinden kurtulması için çatışmıştır. Sakarya ve Başkomutanlık Meydan Muharebelerine katıldı. 350’ye kadar ulaşan müfrezesinde Üsteğmen rütbesine yükseldi ve emekli maaşını Kızılay’a bağışladı.
Nezahat Onbaşı: Henüz 10-12 yaşlarında cephede babasıyla kalmış, savaşmış hatta morali düşüp dönecek olan askerleri ise daha o yaşlarında cesaretlendirmiştir. İstiklal madalyasına layık görülüp nişane takdim edilmiştir.
Halime Çavuş: Cehaletin musallat olduğu algılara rağmen vatan savunmasının ve hürriyetin cinsiyetle alakalı olmadığını yüreğiyle kanıtlamış kadın askerimizdir. İzin vermeyenlere rağmen erkek giysileri giyerek cepheye gitmiş, mücadele etmiş, cephane taşımıştır, düşman ateşinde ayağından vurularak gazi olmuştur.
Kılavuz Hatice (Hatice Hatun): Fransızlara karşı mücadelede yer almış ve hatta fransızların askeri direncini kırmıştır. Pozantıdan intikal eden işgalci birliklerle karşılaşmış ve onları Karboğazı’nda kendi müfrezesinin çapraz ateşi içerisine düşürmüştür. 44 kişilik müfrezenin 700 kişilik işgalci askeri birliğe üstün gelmesini sağlamıştır.
Şerife Bacı: İnebolu’daki savaş cephanelerini Ankaraya götürmekle görevli Şerife Bacı, soğuk kış şartlarına aldırmadan çocuğuyla birlikte bu görevini canı pahasına yerine getirmiştir. Cephaneler ıslanmasın diye battaniyesini cephaneye sarmış ve bebeği üşümesin diye onu da cephaneyle beraber sarmıştır. Kendisi ise donarak şehit olmuştur.
Ve daha nice ismi bilinen ve bilinmeyen yiğit Türk kadınlarının etkin mücadelesini yok sayıp hak verildi demek başta aziz şehit ve gazilerimizin hakkını yemek olacağı gibi bir hürriyet hakkının gereklilik olduğunu inkar etmek olur.
Hürriyet; Türk neferlerine anasının ak sütü gibi helal, yurdunun hürriyeti kadar onundur. Okumak, okutmak, seçmek, seçilmek ve seçmemek, var olmak ve var etmek, gülmek belki de yeri gelip ağlamak, sevilmek, sevmek ve hatta nefret etmek, konuşmak, susmak, karşı çıkmak yani her hisli, her fikirle yaşamak hürriyeti. Bu hürriyet gökten zembille inmediği gibi sonradan da edilmedi. Her doğan can hürriyeti ile var olur ve yaşar. Fakat o hürriyeti koruduğu, yaşattığı kadar hürdür.
Türk kadını kendisine musallat olma cüreti gösteren cehaleti her defasında def etmiştir ve daima o cehalete karşı zafer kazanmaya ant içmiştir. Canına, hürriyetine, yurduna göz dikenlere karşı mücadelesinde ne yalnızdır ne de vazgeçecektir. Vatanın her karış toprağı kanıyla ıslanmadıkça, canı bedeninden çıkmadıkça bu cehaletle her alanda mücadele edecek ve Cumhuriyetin ışığında mağlup edecektir.
Türk kadınının hürriyeti ona bağışlanmış bir lütuf değil, kim olduğunu tekrar hatırlattığı mücadelelerinin zaferidir. Türk’ün töresini ileri taşıyacak, gelişecek ve geliştirecek ve cehaletin karanlığına bulaştırmak istediği yurdunu her daim yüreğinin ateşiyle aydınlatacaktır. Türk yüz yıllardır hür yaşadı, ve nice yüz yıllar daha hür yaşayacaktır.
Aziz şehitlerimizin ve gazilerimizin ruhu şad olsun. Cumhuriyetimizin 103. Yılı kutlu olsun.
İLELEBET CUMHURİYET!