ATATÜRK'ÜN GENÇLİĞE HİTABESİ VE CUMHURİYET

Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün, Gençliğe Hitabe'ye başlarken, her yaştan Türk gençlerine verdiği ilk görev; Türk'ün bağımsızlığını ve Türk Cumhuriyeti'ni sonsuza kadar savunmak ve korumak olduğudur. Cumhuriyet değerlerine adeta savaş açılan günümüzde, milletine bağlı her Türk'ün, yaptığı işin ve yaşının önemi olmaksızın, her alanda devletinin kurucu ilkelerini muhafaza etmesi vatani görevidir. Bunu yaparken tepkimizi sadece sosyal medyada değil, girdiğimiz bütün ortamlarda göstermemiz gerekir. Yani lafa gelince vatan, millet, Sakarya edebiyatı yapıp, sıra icraate gelince her şeyi başkalarından beklemek vatanseverlik değildir. Özellikle her Türk genci, hayatın her alanında öncü ve yol gösterici olmalıdır. Milletin kurtuluşu, Türk istiklalinin, Türk Cumhuriyeti'nin ilelebet muhafaza ve müdafaası ancak bu şekilde mümkün olacaktır.

Bu tutum Atatürk tarafından da varlığımızın ve geleceğimizin temeli olarak görülmüştür. Biz hedeflerimiz için çalışırken elbette yolumuzu cehaletleriyle karartmak isteyecek düşmanlarımız olacaktır. Zorluklara karşı her zaman hazır olmamız gerektiğinden, içinde bulunduğumuz durumun şartlarının ağırlığını düşünmeden vazifeye atılmamız gerekmektedir. Atatürk'ün dediği gibi "Bir kurtarıcı bekliyorsanız ben size hiçbir şey öğretememişim demektir. Kurtarıcı kendiniz olun" düsturuyla hareket etmek, Türk'ün milli bilincinin temel taşı olmalıdır.

İstiklal ve cumhuriyetimize kastedecek düşmanlarımız bütün dünyada eşi benzeri görülmemiş galibiyetler kazanmış ve memleketin her köşesini işgal etmiş olabilirler. Atatürk, bütün ihtimalleri sıralayarak bunlara karşı hazırlıklı olmamızı ve kendimizi en uygun şekilde yetiştirmemizi istemektedir. Yalnız olabilecek en kötü durum bu değildir. Memleketin dahilinde yönetici konumunda olanlar, iç ve dış düşmanlarımızla iş birliği yaparak ihanet içinde olabilirler. Bütün bunlar yaşanırken Türk milleti harap ve zayıf konuma düşmüş olabilir. Her şeye rağmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni korumak ve sonsuza kadar yaşatmakla görevli olan Türk Gençliği'nin vazifesi, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır.
Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur.


Yazımın buraya kadar olan bölümünde Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Türk Gençliği'ne Hitabesi'nden hareketle, cumhuriyetimize sahip çıkarken nasıl bir yol izlememiz gerektiğine dair genel çerçeve çizmiş oldum. Bundan sonraki bölümde cumhuriyet değerleri dendiğinde aklımıza gelmesi gerekenlerden bahsedeceğim.

Devletimizin temelleri "tam bağımsızlık" ilkesi üzerine kurulduğu için onu yükselterek geleceğe taşırken yapacaklarımızı buna dayandırmamız gerekmektedir. Yani cumhuriyet için çalışırken ortaya koyduğumuz eserler milletimizin özellikle temel alanlarda dışarıya bağımlı olmadan ihtiyaçlarını karşılayabilmesine yaramalıdır. Cennet vatanımızın taşıdığı potansiyel bellidir. Doğru ve adaletli yönetilen, liyakatın esas alındığı bir ülkede tarım ve enerji başta olmak üzere her sektörde ihracat yaptığımız güçlü Türkiye'yi oluşturmak imkânsız değildir. Bugünümüzü, yarınımızı ve geleceğimizi inşa etmek için çalışırken, yaptığımız işin en iyisi olma arzumuzu da her zaman diri tutmalıyız. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün "Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesidir" sözü boşa değildir. Her birimiz bu vatan için değerliyiz ve buna uygun yaşam sürmek en büyük ödevlerimizdendir.

Başbuğ Atatürk'ün "Bütün umudum gençliktedir" dediği Türk gençleri olarak, coğrafi sınırlarımız dışında yaşayan kardeşlerimizle de bağlarımızı güçlendirerek, devletlerimizi bizden sonra bayrağı teslim alacakların daha da ileriye götürmek isteyeceği şekilde "Turan" idealini büyütmeliyiz. Bizler inanarak çalışmaktan ve vatanımızı sevmekten vazgeçmediğimiz sürece "Kızıl Elma" hayal olmaktan çıkıp mutlak gerçeğe dönüşecektir.

Bütün bunları başarmak için mücadelenin daim ve esaslı olması gerekir. Burada Prof. Dr. Halil İnalcık'ı anmakta fayda var. 2015 yılında Bilkent'te yaptığı bir söyleşide öğrencisinin "Hocam 100 yıla yakın yaşadınız. Savaşlar, sürgünler, darbeler gördünüz. Hiç ümitsizliğe kapıldınız mı?" sorusuna "Ben 1916'da doğdum. Her şey bitti dendi. Sonra Cumhuriyet kuruldu. Benim hayatım o her şeye rağmenin tarihidir." diye cevap vermiştir. Ülkemizin en önemli değerlerinden olan Halil İnalcık da imkânsızların içinden yeni bir devlet çıkaran Türk milletinin "her şeye rağmen" cumhuriyete sahip çıkması gerektiğinin altını çizmiştir.


Yazımın sonuna gelirken, Türk milletinin var olma mücadelesi deyince akla ilk gelen isimlerden olması gereken Batı Trakya Türkleri'nin şehit lideri Dr. Sadık Ahmet'in, İbrahim Şerif'le birlikte Yunanistan'da yargılandığı mahkemenin önüne çıkıp yaptığı konuşmayı sizlere aktarmak istiyorum. Sadece "Türk" olduğu için yargılanan Sadık Ahmet, Müslüman Türkler'in varlığını inkâr edip onlara "Müslüman Yunan" diyenlere karşı "Ben bir Türk olduğum için hapse götürülüyorum. Eğer Türk olmak suç ise burada tekrar ediyorum. Ben bir Türk'üm ve öyle kalacağım. Bizim ırkımızı inkâr edebilecek adam yok" diyerek tarihî bir konuşma yapmıştır. Bizler de örnek almamız gereken, yolumuza ışık tutan mücadele büyüklerimizin tecrübelerinin ışığında, cumhuriyetimizin her bir karışına aynı inançla sahiplenmeli, Türk milletinin doğrudan varlığına kastedenlerle kararlılıkla savaşarak birbirimize sahip çıkmalıyız. Allah yardımcımız olsun.

Yazımı sonuna kadar okuyan herkese teşekkür ediyorum.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.

Ne mutlu Türk'üm diyene!