Çağ Dergi · Kitap İncelemeleri
Franz Kafka: Aforizmalar
Bu yazımda, Franz Kafka'nın klasik bir olay örgüsünden ziyade insanın trajik yalnızlığını anlattığı "Aforizmalar" eserini inceledim. Yazarın Tanrı ve evrenle olan sorunlu ilişkisini ele alarak okuru gözlemci olmaktan çıkarıp "Kafkaesk" dünyaya dahil etmek istedim.
Franz Kafka’nın “Aforizmalar” kitabı “Zürau Aforizmaları” olarak da bilinir. Bunun sebebi Kafka’nın o dönemde tüberküloz tedavisi için günümüz Çekya’sının Bohemia bölgesine bağlı küçük bir köye çekilmesidir. Köyün adı Zürau Köyü olduğundan dolayı kitap bu isimle de bilinir. Kafka’nın kendini kanıtlama kaygısı taşımadan oluşturduğu bu eser, iç dünyasının en saf dışavurumlarından biridir. Aslında yayımlanmak amacıyla yazılmamış olup yalnızca 1917-1918 yılları arasında tutulan vurucu notlardan ibarettir.
Kitapta bir kahraman olmaması ayrıca dikkat çekicidir. Olay örgüsü, giriş, gelişme ve sonuç olmayan bu kitapta sadece Kafka’nın üstü kapalı fakat kesin imaları vardır. Cümleler yoğun ve çoğunlukla insanı düşünmeye sevk eden cümlelerdir.
Kitap, Kafka’nın vefatından sonra yakın arkadaşlarından biri olan Max Brod’un notları düzenlemesi sayesinde oluşturulmuştur. Bu notlar numaralı şekilde sıralanmıştır. Kafka bu notlarında içsel çatışmalarını anlatmıştır.
Kitapta, “hayatın anlamsızlığı, kaderin belirsizliği ve bireyin evrendeki trajik yalnızlığı” gibi temalar işlenir. Ayrıca ikilik ve doğası, günah kavramı, insanın Tanrı ile olan mesafeli ve sorunlu ilişkisi paradoksal bir dille ele alınır. Kafka’nın “Şato” veya “Dava” gibi eserlerinde dış dünyada gerçekleşen o sıkışmışlık hissi burada insanın kendi zihnindeki “kendi kendine verdiği dava” haline dönüşür. Kitapta bir hakikat arayışı vardır. “Doğru yol yüksekte değil, yerin hemen üzerinde gerili bir ip boyunca ilerler.” gibi aforizmalar, hakikatin aslında ulaşılması imkansız bir yerde olmadığını, hemen insanın yanı başında fakat yürünmesi zor bir alanda olduğunu sembolize eder.
Edebiyat eleştirmenleri, bu eseri Kafka’nın “Kafkaesk” dünyasının damıtılmış bir özü olarak nitelendirir. Eserin en büyük özelliği, okuru pasif bir gözlemci olmaktan çıkartarak her cümlede hayatı sorgulamaya itmesidir. Bu konuda gerçek hayata dayalı bir “ayna” görevi görür. Walter Benjamin’in de belirttiği gibi, Kafka burada insanın dayanaklarını elinden alarak onu bitimsiz bir düşme sürecine mahkum eder.
Kitap kısa olduğu için tek oturuşta bitilebilir gibi gözükse de Kafka’nın diğer kitapları gibi ağır bir doğaya sahiptir. Bu yüzden yavaş ve sakin şekilde okunması daha uygun olabilir. Kafka kitabın notlarını bitirirken “İnsanın gelişiminin son noktasına varacağı an, daima bir yineleme içindedir. Devrimci öze sahip düşünsel devrimlerin, geride bırakılan her şeyin anlamını yitirdiğini söylemeleri, bu yüzden doğrudur. Çünkü o anda bile, gelişimini tamamlayan tek bir şey yoktur.” ifadelerini kullanmıştır.
Kitapta bir kahraman olmaması ayrıca dikkat çekicidir. Olay örgüsü, giriş, gelişme ve sonuç olmayan bu kitapta sadece Kafka’nın üstü kapalı fakat kesin imaları vardır. Cümleler yoğun ve çoğunlukla insanı düşünmeye sevk eden cümlelerdir.
Kitap, Kafka’nın vefatından sonra yakın arkadaşlarından biri olan Max Brod’un notları düzenlemesi sayesinde oluşturulmuştur. Bu notlar numaralı şekilde sıralanmıştır. Kafka bu notlarında içsel çatışmalarını anlatmıştır.
Kitapta, “hayatın anlamsızlığı, kaderin belirsizliği ve bireyin evrendeki trajik yalnızlığı” gibi temalar işlenir. Ayrıca ikilik ve doğası, günah kavramı, insanın Tanrı ile olan mesafeli ve sorunlu ilişkisi paradoksal bir dille ele alınır. Kafka’nın “Şato” veya “Dava” gibi eserlerinde dış dünyada gerçekleşen o sıkışmışlık hissi burada insanın kendi zihnindeki “kendi kendine verdiği dava” haline dönüşür. Kitapta bir hakikat arayışı vardır. “Doğru yol yüksekte değil, yerin hemen üzerinde gerili bir ip boyunca ilerler.” gibi aforizmalar, hakikatin aslında ulaşılması imkansız bir yerde olmadığını, hemen insanın yanı başında fakat yürünmesi zor bir alanda olduğunu sembolize eder.
Edebiyat eleştirmenleri, bu eseri Kafka’nın “Kafkaesk” dünyasının damıtılmış bir özü olarak nitelendirir. Eserin en büyük özelliği, okuru pasif bir gözlemci olmaktan çıkartarak her cümlede hayatı sorgulamaya itmesidir. Bu konuda gerçek hayata dayalı bir “ayna” görevi görür. Walter Benjamin’in de belirttiği gibi, Kafka burada insanın dayanaklarını elinden alarak onu bitimsiz bir düşme sürecine mahkum eder.
Kitap kısa olduğu için tek oturuşta bitilebilir gibi gözükse de Kafka’nın diğer kitapları gibi ağır bir doğaya sahiptir. Bu yüzden yavaş ve sakin şekilde okunması daha uygun olabilir. Kafka kitabın notlarını bitirirken “İnsanın gelişiminin son noktasına varacağı an, daima bir yineleme içindedir. Devrimci öze sahip düşünsel devrimlerin, geride bırakılan her şeyin anlamını yitirdiğini söylemeleri, bu yüzden doğrudur. Çünkü o anda bile, gelişimini tamamlayan tek bir şey yoktur.” ifadelerini kullanmıştır.